Ankara’daki Üniversite Öğrencileri: “İşkenceci Polisten Korkmuyoruz”

Ankara’daki üniversite öğrencileri, 8 Ocak günü yapılan Boğaziçi ile dayanışma eylemine ilişkin, “Bütün Ankara’yı kuşatma altına alarak engellemeye çalıştığınız sesi yükselttik, yine yükseltiyoruz” dedi.

Tüm-Bel-Sen Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısına, 8 Ocak’ta Güvenpark’ta gözaltına alınan çok sayıda öğrencinin yanı sıra Çağdaş Hukukçular Derneği’nden Av. Nihat Can Koçak, Toplumsal Hukuk’tan Av. Deniz Can Aydın, İnsan Hakları Derneği’nden Sevil Turgut ve HDP Şırnak milletvekili Hüseyin Kaçmaz katıldı.

Açıklamada söz alan Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi Avukat Nihat Can Koçak, 8 Ocak günü Ankara’da 45 öğrencinin gözaltına alındığını, 2 öğrencinin kaçırıldığını belirterek; “8 Ocak günü Ankara Emniyeti’nin hiçbir yasal dayanağı olmadan gösteri yürüyüşü hakkına saldırmıştır.” ifadelerini kullandı.

Toplumsal Hukuk’tan Avukat Deniz Can Aydın ise gözaltına alınan öğrencilerden Deniz Baran Erbudak’ın polis saldırısı esnasında ayağının 2 yerden kırıldığını, çapraz bağlarının koptuğunu ve gözaltına alınan öğrencilerin çoğunun vücudunun çeşitli yerlerinden yaralandığını söyledi.

Üniversite Öğrencileri adına okunan basın açıklamasında:

“8 Aralık Cuma günü, polis dayanışmayı engellemek için Ankara’da her türlü baskıyı, zorbalığı, işkenceyi denedi. Ancak yine de başarılı olamadı. Ankara’da “Boğaziçi Yalnız Değildir” sesi yükselmesin diye bütün bu anlattıklarımız dahil olmak üzere ellerinden geleni yaptılar. Ancak bütün imkanlarını, bütün güçlerini kullanmalarına rağmen Ankara sokaklarında bu sesi yükselttik.

Tüm bu saldırıların nedeni iktidarın içine düştüğü korkudan başka bir şey değildir. Bütün bu operasyonlar korku operasyonlarıdır. Korkuyorlar, çünkü bütün zorbalıklarına, bütün güçlerine rağmen kaybetmeye mahkumlar. Gençliğin gittikçe büyüyen mücadelesinin karşısında da işkenceden, gözaltıdan, tutuklamadan, baskıdan başka ellerinden hiçbir şey gelmiyor.

Ancak bizler, her ne pahasına olursa olsun mücadeleyi sürdürerek bu saldırıları her seferinde boşa düşürüyoruz. Korkmakta çok haklılar çünkü bizim sesimizi, dayanışmamızı, mücadelemizi bir kez olsun engelleyemiyorlar. Her seferinde Ankara sokaklarını mücadele sloganlarıyla inletiyoruz. Bütün bu süreçte coğrafyanın dört bir yanında direnen gençlik defalarca ispatlamıştır: sizden, polisinizden, ev baskınlarınızdan, işkencelerinizden, kayyumlarınızdan korkmuyoruz. Bütün Ankara’yı kuşatma altına alarak engellemeye çalıştığınız sesi yükselttik, yine yükseltiyoruz:

Boğaziçi Yalnız Değildir! Ferman Devletin Üniversiteler Bizimdir! Baskılar Bizi Yıldıramaz!”

ifadelerine yer verildi.

Basın açıklaması ardından söz alan HDP Şırnak milletvekili Hüseyin Kaçmaz ise muhalefet edenlerin sıklıkla baskı ile karşılaştıklarını söyleyerek şöyle devam etti:

“Hukuka, yasaya uymayan bir şekilde yoldaşlarımız sürekli baskıya, şiddete maruz kalıyor. Bu tam da yoldaşlarımıza aslında duyulan kinin aynı zamanda onlardan duyulan korkunun da bir göstergesidir. Bu kadar vahşice saldırmasının temel sebebi yaratmaya çalıştıkları bir korku imparatorluğudur. Eğer bugün korkmasalardı içerde yapılan bir basın açıklaması için bile bu binayı komple ablukaya almayacaklardı. Ya da yoldaşlarımızın hepsinin neredeyse evine kadar teker teker takip edip taciz etmeyeceklerdi.”

İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sevil Turgut ise üniversitelere atanan kayyumlara itiraz etmek hepimizin hakkı diyerek şunları söyledi:

“Üniversiteler bilim üreten, saygın olması gereken yerlerdir. Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayıp diğer şehirlere yayılarak devam eden üniversite öğrencilerinin barışçıl geleceğine, okuluna sahip çıkan, anayasal hakkını kullanarak yapmak istediği eylemlerin şiddetle bastırılmaya çalışılmasını kınıyoruz. Özellikle Ankara’da işkenceye maruz kalanları şubemize başvuru yapmaya bekliyoruz.”

Basın açıklamasının tam metni:

Kayyum rektöre karşı Boğaziçi öğrencilerinin mücadelesi sürüyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden sıra arkadaşlarımız, kayyum atamasının yapıldığı 2 Ocak tarihinden beri direniyorlar. Bu süreçte yaşananları herkes gibi bizler de yakından takip ettik.

Boğaziçi Üniversitesi önündeki “Kayyum Rektör İstemiyoruz” eyleminin ardından İstanbul’da iki ayrı polis operasyonuyla 36 arkadaşımız gözaltına alındı. Daha birkaç gün önce bir kadının yakılarak katledildiği eve çilingir çağırarak bir saatte giren polisler, üniversite öğrencilerinin evlerine sabaha karşı uzun namlulu silahlarla, özel timlerle baskın yaptı. Kapılar yetmedi, duvarlar kırıldı. Gözaltına alınan arkadaşlarımız, günlerce iktidar ve ona bağlı medya araçları tarafından terör örgütü üyesi olmakla itham edildiler. Bu iftiralar paralı troller tarafından sosyal medyadan ve televizyon kanalları üzerinden hala devam ediyor. Arkadaşlarımıza gözaltında çıplak arama dahil olmak üzere çeşitli işkenceler yapıldı. LGBTİ+ arkadaşlarımız tecavüzle tehdit edildiler.

İktidarın tüm bu saldırılarına rağmen Boğaziçi Üniversitesi’nin haklı mücadelesi hız kesmeden devam etti, hala da devam ediyor. Bizler de, Ankara’daki çeşitli üniversitelerden Üniversite Öğrencileri olarak, Boğaziçi ile dayanışma için geçtiğimiz Cuma günü Güvenpark’ta bir basın açıklaması gerçekleştirmek istedik.

Başından beri tepeden inme kararlarla, baskıyla, gözaltıyla, işkenceyle her istediğini yapabileceğini sanan iktidar, gençliğin itirazından, mücadelesinden ve dayanışmadan korktu. Cuma günü, bütün Ankara’da bu korkunun bir perdesini izledik. Bu korku sahnelerini iyice açıklamak istiyoruz çünkü bu korkunun altında faşizme karşı mücadelenin umudu yatıyor. Sabah saatlerinden itibaren Ankara’nın çeşitli semtlerinde birçok arkadaşımızın evinin önü, birçoğunun Güvenlik Şube’den olduğunu tahmin ettiğimiz sivil polisler tarafından tutulmuştu. 2 arkadaşımız evlerinin önünden önce GBT bahanesiyle durdurulup, geçerli hiçbir sebep gösterilmeden zor kullanılarak gözaltına alındılar. Bu arkadaşlarımız hakkında hastanedeki muayenelerinin dışında resmi herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını bile bilmiyoruz. Arkadaşlarımız herhangi bir tutanak, evrak, nezarethane, ifade odası, avukat görüşmesi olmadan eylem saati geçene kadar saatlerce gözaltı aracının bagajında, emniyet otoparkında tutuldular.

Evinin önünde 1 arkadaşımızın önünü aynı şekilde kesen polisler, mahalle halkının dayanışması sayesinde çaresiz kaldı. Güvenpark’a ulaşmak için ilk aşmak zorunda kaldığımız kuşatma, evimizin önündekiler oldu.

Yine sabah saatlerinden itibaren Kızılay Meydanı ve çevresindeki bütün cadde ve sokaklar, yüzlerce polis tarafından işgal edilmişti. Polisler gün boyunca üniversite öğrencisine benzettikleri herkesin önünü kestiler. Bu şekilde de bizim ulaşabildiğimiz en az 3 arkadaşımız hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, haklarında herhangi bir arama/yakalama kararı olmamasına rağmen gözaltına alındı. Eyleme katılacak olsun veya olmasın, evinden çıkıp Kızılay istikametine giden birçok arkadaşımız araçla veya yaya olarak polis takibine ve tacizine maruz kaldı.

Bütün bu saldırılara rağmen, üniversite öğrencileri olarak Güvenpark’ta basın açıklaması yapmak için Kızılay’da bir araya geldik. Güvenpark’a doğru yürüyüşümüze başladığımız sırada polis saldırısı da başladı. Burada 32 arkadaşımız işkenceyle gözaltına alındı. Polis saldırısı sırasında bir arkadaşımızın bacağı iki yerden kırıldı, çapraz bağları koptu ve çok sayıda lezyonu oluştu. Gözaltındayken götürüldüğü hastanede tüm itirazlara rağmen “bir şey yok” denerek gönderildi. Arkadaşımızın bugün ameliyat olma ihtimali var.

İşkenceciler bir başka arkadaşımızın omzunu yırttılar. Kaçımıza tomografi çekildi bilmiyoruz. Çok sayıda arkadaşımızın vücudunun çeşitli yerlerinde çeşitli yaralanmaları var.

Güvenpark eylemine polisin saldırdığını öğrenen ODTÜ öğrencileri, bu saldırıya karşı çıkmak için 100. Yıl’da sokağa çıktılar. Burada da 13 arkadaşımız eylemin yapılacağı yere giderken aynı polis saldırısında işkence ile gözaltına alındı. Buradan gözaltına alınan arkadaşlarımızın da birçoğunda işkence izleri var.

8 Aralık Cuma günü, polis dayanışmayı engellemek için Ankara’da her türlü baskıyı, zorbalığı, işkenceyi denedi. Ancak yine de başarılı olamadı. Ankara’da “Boğaziçi Yalnız Değildir” sesi yükselmesin diye bütün bu anlattıklarımız dahil olmak üzere ellerinden geleni yaptılar. Ancak bütün imkanlarını, bütün güçlerini kullanmalarına rağmen Ankara sokaklarında bu sesi yükselttik.

Ankara polisinin korkusu eylemden sonra da bitmedi. Aynı sivil polisler, eylemden sonraki gün saat 2 sularında evinin yakınındaki marketten dönen arkadaşımıza evinin önünde sokağa çıkma cezası kesti.

Ankara polisi herhangi bir yasaya, kanuna, insan haklarına, anayasaya bağlı hareket etmediğini defalarca ispatladı ama biz yine de cevabını bilsek de soralım:

  1. Evlerine kadar takip edilen arkadaşlarımız hakkında herhangi bir yasal kovuşturma var mıdır?
  2. 7 Ocak gününden başlayarak bugüne kadar hala devam eden tüm bu tacize gerekçe olarak tek bir yasal gerekçe gösterebilir misiniz?
  3. Yaşadığı evin önünde, komşularının gözleri önünde hiçbir gerekçe gösterilmeksizin işkenceyle gözaltına alınan arkadaşlarımıza hangi kanuna binaen hangi işlemi yaptınız?
  4. Bacak kırma, omuz yırtma dahil her türlü kalıcı, ömür boyu sürecek hasara neden olan tüm bu işkenceleri hangi kanuna dayanarak yapıyorsunuz?
  5. Birçok arkadaşımıza yönelik uygulanan tüm bu fiziki, teknik takibin tek bir yasal dayanağı var mı?

Tabii ki yok. Sizin tek kanununuz zorbalıktır. Tüm bu saldırıların nedeni iktidarın içine düştüğü korkudan başka bir şey değildir. Bütün bu operasyonlar korku operasyonlarıdır. Korkuyorlar, çünkü bütün zorbalıklarına, bütün güçlerine rağmen kaybetmeye mahkumlar. Gençliğin gittikçe büyüyen mücadelesinin karşısında da işkenceden, gözaltıdan, tutuklamadan, baskıdan başka ellerinden hiçbir şey gelmiyor.

Ancak bizler, her ne pahasına olursa olsun mücadeleyi sürdürerek bu saldırıları her seferinde boşa düşürüyoruz. Korkmakta çok haklılar çünkü bizim sesimizi, dayanışmamızı, mücadelemizi bir kez olsun engelleyemiyorlar. Her seferinde Ankara sokaklarını mücadele sloganlarıyla inletiyoruz. Bütün bu süreçte coğrafyanın dört bir yanında direnen gençlik defalarca ispatlamıştır: sizden, polisinizden, ev baskınlarınızdan, işkencelerinizden, kayyumlarınızdan korkmuyoruz. Bütün Ankara’yı kuşatma altına alarak engellemeye çalıştığınız sesi yükselttik, yine yükseltiyoruz:

Boğaziçi Yalnız Değildir!

Ferman Devletin Üniversiteler Bizimdir!

Baskılar Bizi Yıldıramaz!