Yalancı Devlet Yaşamımı Terk Et!

Kasım ayında devletin KADES üzerinden yayınladığı ‘verilere’ göre kadın cinayetlerinde bir önceki yıla göre %14 oranında azalma olmuş. Bu oranın gerçekliğinin olup olmadığını ya da verilerin neye göre tutulduğunu bilmiyoruz. Ancak açıklanan verilerin açıklanış şekli ya da bize sunuluşu izlediğimiz herhangi bir reklam filminden çok da farklı değildi. Devlet bir senede cinayetlerin azalmasında kendi payının olduğunu ilan ediyor, bu sene erkekler tarafından katledilen -bilebildiğimiz kadarıyla- 355 kadını görmüyordu. Adeta bir gurur tablosu(!)

Bu yazıda devletin verilerinin doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmayacağız. Anlatmak istediğimiz daha çok, devletin bu verileri kullanarak ürettiği yalanlar. Yalanlara geçmeden önce gerçeklerden bahsedelim: Bu coğrafyada kadınlar her gün şiddete uğruyor ve katlediliyor. Yani ortada kimsenin gururlanıp övüneceği bir tablo yok. Her zaman rastladığımız şiddeti ve cinayeti biliyor, duyuyor ve görüyoruz; üstelik devletin uzaktan ürettiği verilerden değil. En yakınımızda açığa çıkıyor şiddet. Devletin bugün sözde gurur tablosunu kadınlara sunarken yaptığı tek şey kadınların gözünü boyamaya çalışmaktan ibaret. Bu göz boyama politikasının şiddet üzerinden, yani tam da  kadınların hayatı için kritik bir mesele üzerinden, nasıl şekillendirildiğini bir de biz kadınların gözünden anlatalım.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE DEVLETİN 25 KASIM ŞOVU

Şüphesiz ki devletin kadınların gözünü boyamak için seçeceği en kârlı gün 25 Kasım’dı. 25 Kasım günü sahneye çıkan Erdoğan günün anlam ve önemine dair konuşmasıyla şovunu tam yapacaktı ki “25 Kasım Kadına Karşı Mücadele Günü’nde tüm kadınlarımızın hak ve adalet mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu bir kez daha tekrar etmek istiyorum…” sözleriyle yerin dibine battı. Karşı olduklarının kadına yönelik şiddet değil de kadınlar olduğunu zaten bunca yıldır izledikleri politikalardan biliyorduk bilmesine… Ama tam da kadınların gözünü boyama politikasını işletirken Erdoğan’ın bu kadar açık sözlü olmasını beklemiyorduk. Ayrıca Erdoğan’ın sözlerinde ‘hak ve adalet’ kavramının karşılığının ne olduğu da aşikar. “Erkekle kadın eşit olamaz, fıtratında yok.” sözleri hala aklımızda. “Her kürtaj bir Uludere’dir” sözleri hala aklımızda. Dünden bugüne ne değişti? Ne oldu da bugüne kadar hak ve adalet arayışında kadınların karşısında olan AKP iktidarı, bu 25 Kasım’da kadınların yanında oluverdi? Bunlar cevapsız sorular değil elbette. Söz konusu çıkar olduğunda, politikacıların yanar döner tavırları biz kadınlara yabancı değil.

Bununla da bitmedi devletin 25 Kasım şovu… İstanbul Kadıköy’de 25 Kasım eyleminde bir araya gelen kadınlara bir anons yapıldı. Yıllardır biz kadınlar her eylem alanında polisin “Dağılın yoksa saldırırız!” anonsunu duymaya alışkındık. Bu sefer ise “İstanbul polisi konuşuyor. Şiddete karşı tüm kadınlarımızın yanındayız.” anonsu geçti. Bir yandan korona bahanesiyle yürümemizi engellemeye çalışan polis, diğer yandan bu sözleri söyledi. Tabii ki bunca yıldır gerçek yüzünü bildiğimiz polislerin sempatik olma çabası kadınların yuhlamalarıyla yarıda kesildi. Üstelik aynı saatlerde Ankara’da eylem gerçekleştirmeye çalışan kadınlara polisin saldırdığının haberi gelmiş ve gecenin ilerleyen saatlerinde Taksim Meydanı’na çıkan kadınlar “sessiz sedasız” gözaltına alınmışken…

KADES: KADINLARA DESTEK Mİ? KÖSTEK Mİ?

Devlet göz boyama politikasını, İçişleri Bakanlığı’nın 2018 yılında yürürlüğe geçirdiği KADES (Kadın Acil Destek İhbar Sistemi) uygulamasının reklamlarıyla da sürdürüyor. Uygulamanın amacı Soylu’nun anlatımıyla “Şiddet, taciz gibi kötü eylemleri ‘biraz da’ olsun engellemek, yardım edebilmek adına yapılan acil durum butonu” şeklindeydi. TC’nin Polis Teşkilatı bu 25 Kasım sürecinde başlattığı “Nerede olursan ol, şiddete karşı bize sadece bir tuş mesafesindesin.” ve “KADES Hayat Kurtarıyor.” reklamlarıyla güldürdü. Sadece kadın polis yüzü ve onlarca ekip arabası, motoru kullanılan reklamlarda gerçeklik payı sıfırdı. Şiddet görüp karakola başvuran kadınlara “Aile içinde olur öyle şeyler, biraz huyuna git.” diye cevap veren polisler, bu reklam filminde sahte yüzleriyle oynadılar. Esra Erol gibi birbirinden ünlü yüzler de bu yalancı reklamın bir parçası oldu. Soylu bir diğer açıklamasında “Bu uygulama sayesinde kadınlarımızın herhangi bir tehdit anında bir dokunuşla, en hızlı şekilde (ortalama beş dakika) kolluk birimlerimize ulaşarak yardım almaları sağlanmaktadır.” cümlesini kullandı. Ancak bugüne kadar şiddete uğradığında polise ihbarda bulunan birçok kadının aldığı cevap “Bir şey yapmadan müdahale edemeyiz”di.

Katledilmeden önce 60 kez suç duyurusunda bulunan Sevtap Şahin’in katledildiği anda kapısında bekleyen polis kapıyı kırıp içeri girmemişti. Sevtap Şahin’in annesi anlatmıştı yaşananları: “Kapıda bekleyen polisler kapıyı kırmak için savcılıktan izin beklediler, ‘kırın girin, benim evim’ dediğimde ise ‘Karı-koca içeride, burası özel mülk, giremeyiz’ dediler.” Uzaklaştırma kararı verildiği halde katil erkek evin etrafında olmaya devam etmiş, koruma kararı olduğu halde polis Sevtap Şahin’i korumamıştı. Sevtap Şahin’in annesi “Kızım ihmalden öldü. Bu sistemde kadınlar korunmuyor.” diyerek durumu özetlemişti aslında…

Şimdi bir tuşla beş dakikada aynı polislerin hayatımızı kurtarmasını mı bekleyeceğiz? Yalan olduğu her halinden belli olan bu iddianın arkasından hemen eklemişler: “Şiddete uğradığını ispat edemeyen kadına 3 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.” Peki bir kadının şiddete uğradığının kanıtı nedir? Kesilen boğazı mı, vücudundaki morluklar mı? Devletin ataerkil zihniyeti burada da kendini gösteriyor, şiddete uğrayan kadının beyanı hiçbir şekilde esas alınmıyor. 

Bu uygulamanın bir diğer özelliği ise sadece internetli olan akıllı telefonlarda kullanılabilmesi. Üstelik uygulama hatası söz konusu olduğunda çalışacağının garantisi de yok. Kadınların hayatını tek bir uygulamayla kurtaracağını vadeden devlet, yazılım hatası sonucu yaşamını yitiren kadınları da bir istisna olarak görecektir.

YALANLARINIZA KANMIYORUZ! EVLERE GERİ DÖNMÜYORUZ!

Her zaman olduğu gibi devlet kadınları bir araç olarak kullandığı politikalarıyla yalanlarını sürdürüyor. Peki kime yalan söylüyor devlet? Kimin bu yalanlara inanmasını bekliyor? Dış politikasında yalnızlaştığı bir dönemin içinde kendini bulan devletin yüzünü Avrupa’ya döndüğü aşikar. Tam da böyle bir dönemde yüzünü kadınlara dönmesi, kadınlara “Sizi şiddetten kurtaracağız.” mesajı vermesi tesadüf olmasa gerek. Bu yalanlarına önce göz kırptığı devletleri, sonra da sokağa çıkmasından korktuğu kadınları inandırmak istiyor. Ancak biz kadınlar hiçbir zaman devletin bir stratejisi ya da politikası olmayı kabul etmiyoruz. Erkek devletin zihniyetini ve yalanlarını çok yakından tanıyoruz, kanmıyoruz. KADES uygulamasının kadınlar için bir kafese dönüşeceğini biliyoruz. Bu uygulamanın, kadınların şiddetten kurtulmak için evde oturup kurtarıcı beklemesi gerektiğini söyleyen zihniyetin ürünü olduğunu görüyoruz. Biz kadınlar şiddete uğradığımız evlerden bir kere çıktık, sokaklarda özgürlüğü kadın dayanışmasıyla yaratmayı öğrendik. Şimdi o evlere geri dönüp kurtuluşu devletten bekleyeceğimizi sananlar yanılıyor. Erkeklere de devlete de polise de uygulamalarına da güvenmiyoruz!