Ermenek’te Toprağın Altında Kalan Ne? – Fırat Binici

28 Ekim Salı: Karaman Ermenek’te bulunan bir kömür madenini su bastı. Terk edilmiş ocakta biriken suyun bastığı madende, 18 işçi mahsur kaldı.

Soma, Torunlar, Ermenek… Yaşadığımız topraklar gitgide daha da genişleyen bir işçi mezarlığına dönüşüyor. Devlet ve kapitalizm ele ele vermiş; bitmek tükenmek bilmeyen enerji isteğiyle, kentsel dönüşüm projeleriyle, işçi düşmanı politikalarıyla hepimizi öldürmeye çalışıyor. Kimimizi yerin dibine gönderiyor, kimimizi bir rezidansın en tepesine çıkartıyor. Bizlerse, toprağın bağrına vurduğumuz her kazmada, bir AVM inşaatında çıktığımız her katta biraz daha ölüyoruz. Deyim yerindeyse, patronlar cebini doldururken, biz kendi tabutumuzu çatıyoruz.

30 Ekim Perşembe: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: “Bunun sorumlusu hazımsız işveren. Hesabı sorulmalı.”

İşçi ölümleri peş peşe devam ederken, devlet erkanı ve kapitalistler hızlı bir şekilde yaşananların üzerini örtmeye, sorumluluğu birbirlerine atarak zihinleri bulandırmaya çalışıyorlar. Katliamların gerçekleştiği tarihlerde, patronları tehdit edip, sorumluların cezalandıracağını söyleyenler, olayları soğutup, öfkesi kursağında kalan halkın “gazı”nı aldıktan sonra, takipsizlik kararı vermekte, birkaç mühendis ve ustabaşıyı içeri atıp tekrar madenleri açmakta, hatta katliamdan kurtulan işçileri işten atmakta ya da buna olanak sağlayan yasaları çıkarmakta hiçbir sakınca görmüyorlar. Madenlerde, inşaatlarda, fabrikalarda katliam yapanlar, ikinci katliamlarını zihinlerimizde yapıyorlar: Her şeyi unutturmaya çalışıyorlar!

7 Kasım Cuma: Ermenek’ten acı haber: 2 işçinin cesedi çıkarıldı.

Soma’dan sonra sokağa dökülen binlerce insan, ertesi gün ortadan kayboluyor. Ya insanlar her şeyi unutup hayatlarına devam ediyor ya da maruz bırakıldıkları bilgi bombardımanı içerisinde ne yapacaklarını, nasıl yapmaları gerektiğini şaşırıyorlar. Bugün, insanlar televizyonun ya da internetin başında saat başı düşen ölüm haberlerini takip ederken, aylık işçi ölümleri istatistiklerine gömülüp kalmışken; dün bir işçi daha inşaattan düşmüş oluyor ve bütün bu aldatmacalar yarın yaşanacak başka Soma’lara, Ermenek’lere zemin hazırlıyor!

18 Kasım Salı: Karaman’ın Ermenek ilçesinde su baskını sonucu 18 işçinin mahsur kaldığı maden faciasında sabaha karşı 6 işçiye ulaşıldı. Madenden öğle saatlerinde de 2 işçi çıkarılmıştı. Böylece bir günde 8 işçinin daha cansız bedenine ulaşıldı. 6 Kasım’da da iki işçi çıkarılmıştı. Halen 8 işçi madende…

Aynı kelimeyi defalarca tekrar ederseniz, o kelimeye yabancılaşırsınız. Çocukluğumuzda çok oynadığımız bu oyun, şimdi devletin ve medyanın elinde bize doğrultulmuş bir silah gibi. Tetik her çekildiğinde biraz daha unutur, belleğimize tutunmak için çırpınan gerçeklerden birini daha kaybederiz. “Ermenek’te 2 işçinin daha cesedine ulaşıldı… Orhangazi’de elektrik akımına kapılan işçi öldü… İzmir’de vinçten düşen işçi öldü…” gibi haberler televizyondaki spikerin sinir bozucu durağan sesiyle tekrarlanıp dururken artık uğultuya dönüşürler. Art arda kulaklarımızın dibinde, gözlerimizin önünde patlayan haberler artık normaldir; yaşamın gerçekleridirler. Nasıl bulutlar birbirine değdiğinde şimşek çakmak zorundaysa, işçiler de patronların ve devletin refahı, kapitalizmin sürdürülebilmesi için ölmelidirler! Sözün kısası, işçi olmanın fıtratında ölüm vardır!

19 Kasım Çarşamba: 8 işçinin cenazelerinin Türk bayrağına sarılı tabutları, Ermenek Devlet Hastanesi Morgu’ndan alınıp, cenaze aracıyla törenin düzenleneceği Keleşoğlu Camii önüne getirilip, yan yana kondu. Yakınları gözyaşlarına hakim olamayıp ağıtlar yaktı. Cami önündeki kalabalıktan bazıları ise, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı attı.

Kendi refahı için tebaasını savaşlarda ölüme gönderen devletler, katledilen gençlerin yakınlarını teselli etmek ve kendini aklamak için onlara şehit nişanı verip şaşalı cenaze törenleri düzenler. Ama muhtemelen hiçbir iktidarın aklına, kapitalizmin doymaz enerji ihtiyacı için termik santrallere yatırım yapıp, o santraller içinde gereken kömürü en ucuza çıkarmak için uyguladığı sömürü düzeninden dolayı katlettiği işçileri şehit saymak gelmemiştir. Soma’da Zonguldak’ta ve Ermenek’te T.C bayraklarına sarılıp, “milli kahraman” ilan edilenler, tıpkı devletlerin savaşlarında ölenler gibi kahraman değildirler. Onlar, kapitalizmin insana soluk aldırmayan maddi evreninde biraz soluk alabilmek, kısmen de olsa ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ama en çok efendilerin refahını sağlayabilmek için yerin yüzlerce metre altına gönderilen işçilerdir. Onlar üzerinden devletin ve kapitalizmin devamlılığını amaçlayanların başvurduğu “şehitlik” payesi ise alçaklıktır.

26 Kasım Çarşamba: AFAD : Bugüne kadar yapılan çalışmalarda 10 işçinin cansız bedenleri çıkartıldı. Geriye kalan 8 işçi için 603 kişilik ekiple ocağın desandre bölümünde arama çalışmaları sürüyor. AFAD, son 24 saat içinde 4 metre ilerleme kaydedildiğini belirtti. 1’inci Başaşağı bölümünün yakınındaki son günlerde çalışmaların yoğunlaştırıldığı 64 metrelik ana arterde bugüne kadar 25 metrelik bir alanın tarandığı belirtildi. 1939 metre olan ocağın ise yüzde 87’sinin tarandığı ve geriye 241 metrelik yüzde 13’lük bölümün kaldığı bildirildi.

Bir canlının ölümü asla “1 kişinin ölümü” değildir. O ölümün arkasında nasıl, neden ve kim tarafından soruları yatar. Acısıyla, tatlısıyla bir ömür yatar. Hele bu bir işçinin ölümüyse yüzyıllardan beri devam eden ezen ezilen ilişkisi yatar; zengin ile yoksul, patron ile işçi, zalim ile mazlumun savaşı yatar. Eğer siz onu sayılara, istatistiklere indirgerseniz; onu hiçleştirir, gerçek anlamından koparırsınız. Bu yüzdendir ki, Soma’da katledilen işçilerin sıfatına dönüşen “301” sayısı, bir siteye verilerek anlamsızlaştırılabiliyor.

28 Kasım Cuma: Ermenek’te işçiler 15 saat kurtarılmayı bekledi, sudan değil gazdan öldü.

Üstüne basa basa tekrar söylüyorum; Tezcan Gökçe, “Ermenek maden kazasında, göçük altında kalıp, sonradan cenazesine ulaşılan 8. işçi” değildi; Ömer Cansu, bir eşi, çocukları ve arkadaşları olan “kanlı canlı” bir insandı. Kamil Yaman, devletin ve açgözlü patronların kar hırsı yüzünden, o madene inmek zorunda bırakılarak katledildi; Hasan Tuncer’i ve iş cinayetlerinde katledilen tüm işçileri öldüren devlet ve kapitalizmin ne istatistiklere indirgeyerek hiçleştirme çabaları, ne devletin olayın üstünü örtüp soğutma çabaları bu gerçekliği değiştiremez. Bu gerçekten doğan acımızı ve öfkemizi dindiremez.

4 Aralık Perşembe: AFAD: “Bugün itibarıyla 463 arama kurtarma personeli ve toplam 602 kişilik ekiple devam eden çalışmalar, madende mahsur kalan son 5 kişinin bulunması ile sonuçlanmıştır.”

Ermenek’te toprağın altında, bildiğimiz kadarıyla hiç işçi kalmadı. “Maden Şehitleri”nin yakınları bin bir türlü zırvayla avutulmaya çalışıldı. Ayakkabıları parçalanmış madenci babasına yeni kara lastikler alındı, oğlum yüzme bilmezdi diyen anneye ama oğlun “milli kahraman”dı denildi, acısı kursağına itildi. Ailelere bir maaş bağlayan devlet, kan kokan dudaklarının üzerine işaret parmağını koyarak bütün bu kandırmacaları başarı gibi göstererek “susun” dedi. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine yenilerini ekleyerek, bilgi dağarcığımızı genişletti. Televizyondan ve internetten akmakta olan iş cinayeti haberleri hiç hız kesmedi.

Evet, Ermenek’te toprağın altında tek bir işçi kalmadı. Ama çöken madenden etrafa dağılan toz bulutları arasından, devletin işçi düşmanı politikaları, yalanları, patronların kâr hırsı, zalimliği ve alçaklığı çıktı!

Fırat Binici
[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 23. sayısında yayımlanmıştır.